Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Katlanılması Zor İnsanlar

Resim
Tamamen kendisine ait bir sorumluluğu üstünüze yıkmaya çalışanlar veya ortak bir sorumluluğun kendine düşen kısmını kabullenmeyenlerdir. Örnek: Satın aldığı dairenin merdiven otomatiğinin faturasının ödeme tarihini geçirmek suretiyle elektriğin kesilip sayacın mühürlenmesine neden olan apartman sakini, bu davranışına gerekçe olarak merdiven otomatiği için gelen ilk faturanın tutarının 1600 TL olmasını göstermekteydi. Daireyi satan kişi olan bense bu meblağı duyduğumda doğal olarak "Oha aq" tepkisini vermiş bulundum. "Yapın halledin bunu" diyerek çıkışınca ilk önce bir atıldım, araştırdım. Kullanılmış bir sayaç takılmış olduğunu düşünerek elektrikçiye çıkıştım; elektrik idaresinden soruşturdum ve ikisinden de bu sayacın sıfır bir sayaç olduğunu öğrendim. Hatta elektrik idaresindeki görevliden "Apartmanınızda doğalgaz yoksa (ki yok), elektrikli ısıtıcıları apartman boşluğunun hattına bağlayıp evlerini apartman elektriğiyle ısıtmış olabilirler. Şantiye elektriğ...

Bir Daha Hiç Mutlu Olamayacakmış Gibi Hissetmek

Resim
İnsanın normal halidir. İnsan aslında hiçbir zaman mutlu olamayacağını bilen bir biçimde gelir, standart olarak. Sıradan olan; asla mutlu olamayacağı düşüncesidir. Arada sırada ortaya çıkan ufak tefek umutlar, ileride daha büyüklerinin de karşısına çıkacağına dair sahte belirtilerdir. Bu sahte belirtilerin sonucunda insan, "kendisine mutluluk vermesini istediği şey"i keşfedecektir. Bu yanıltıcıdır; elbette insan kendini mutlu edecek şeyi bulur; insanı mutlu edecek şey, asla elde edemeyecekleri arasından çıkar. Bu yeri gelir bir sorunsaldır, yeri gelir kadere dönüşür ama insan asla mutluluğa ulaşamaz. Mutluluğa ulaşmış olan insanın önünde korkunç bir "challenge" oluşacaktır; bu mutluluğu korumak. İnsan, saf mutluluğa ulaştığında sahip olduğu mutluluk, ortaya çıkardığı "yok olma korkusu"yla zaten kendi kendini yok edecektir. Eğer yok etmez ve ütopyaya adım atılırsa; insanın saf mutluluğu elde etmek ve koruyabilmekten sonra bir adımı kalmayacağından kişi atı...

Nicolas Bi Sus Aq Zaten Kafamız Karışık!

Resim
*İlgili linkler içerir Sarkozy'den ilk a çıklama gelmiş, gazetede okudum. Demiş ki* " Ben Türk dostlarımızın görüşlerine saygı duyuyorum. Türkiye çok büyük bir ülke , çok büyük bir medeniyet. Onlar da bizim görüşlerimize saygı göstermeliler. " İlk önce bir boş boş baktım sayfaya. Yani bu cümleyi söyleyen kişi bir ülkenin başbakanı. Tamam; bizim başbakanımızın söylediği cümlelerin yüzde doksanına bön bön bakıp hiçbir şey anlayamıyoruz çoğu zaman ama ne bileyim, Fransa başbakanı olunca daha bir garip geliyor cümlelerin tutarsızlığı. Şimdi; bu Ermeni soykırımı denen şeyin doğru ya da yanlış olduğunu bilecek, söyleyecek kişi tabii ki ben değilim çünkü ne ortada doğru düzgün tutarlı belgeler var ne de zaman makinesi. O yüzden sadece düşüncemi söyleyebilirim ve bana bu soykırıma "Var" demek saçma geliyor. Tabii ki işin içinde benim mensubu olduğum milletle ilgili bir suçlamanın iticiliği de var ; bunu kimse inkar edemez. Ermeni soykırımını destekler mahiyette ...

Kompleksli İnsanlar

Resim
(Bkz: Ben) İnsanlarla diyalog halindeyken kafamda milyon tane şey bir oraya bir buraya çalkalanır: "Yanlış mı anladım dediğini? Başka bir şey mi ima etmeye çalıştı? Dediğimi yanlış mı anladı? Kırdım mı? Kırılmam için mi öyle söyledi? Sıktım mı? Sıkılmam mı gerekiyor? Sıkıldığımı belli etsem alınır mı? Sıkıldığımı belli etmemeye çalışırken çok mu yapmacık oluyorum?" ... İnsanları sıkmamak adına, bunaltmamak adına arayıp sormam; çağrıma, mesajıma, telefonuma bir kez cevap verilmezse bir daha denemem. Bu nedenle de pek çokları tarafından "Artis, kibirli, kendini beğenmiş" olarak tanımlanırım. Bu anlayışı destekler mahiyette hep ukalalık ve kibir sergilerim ama bunun da bir şaka olduğunun üstüne basa basa. Yoksa oturup efendi gibi konuşurken cümlelerim hep "Tam olarak bilmiyorum ama..." , "Sen daha iyi bilirsin..." kalıplarıyla başlar. Yanlış anlamak ve yanlış anlaşılmak ölümden daha korkunç gelir; normal durumun aksine sadece anlattıklarımdan deği...

Adam Gibi Okuyacağına Sokakta Eylem Yapan Mal

Resim
 Adam gibi okuyamadığı için eylem yapmaktadır belki; ya da başka bir şey için eylem yapıyordur da bir gün mal gibi okumak zorunda bırakıldığı için de eylem yapar, kim bilir. Kimsenin kimseye nasihat verecek durumu yok; sonuçta eylemi yapanlar koskoca insanlar yani. Burada tepki gösterilmesi gereken, eylem yapan adamın örgüt üyeliğinden içeri alınması ve polisten şiddet görmesidir. Slogan atmak bir suç değil; hatta ve hatta kimseyi "polise karşı geldi" diye içeri alamazsınız. Elbette ki polise karşı gelinecek. Oturma eylemi yapan işçilerin üzerine biber gazı, tazyikli su sıkan polisten bahsediyoruz. Tabii ki polise karşı geleceksin böyle bir durumda. Tabii polis de kendi keyfinden yapmıyor bunu. Tamam, şiddete meyilli bizim polis, orası ayrı da, birileri de "Verin sopayı ense köklerine" diyor. Polise karşı gelmek bir suç değildir. Suç; kanuna, yasaya aykırı hareketlerde bulunmaktır ve bu hareketlerin çeşitlerine göre size müdahale edilir. "Benden niye kimlik ist...

Football Manager 2012 ile Cinnetin Eşiği

Resim
Şu an teknik direktörü olduğum Galatasaray ile Gaziantepspor'a karşı oynadığım ve maçın 24. dakikasına 9 kişiyle girmeme neden olan 'kırmızı kart motoru'yla laptopumu dizimde terse katlama isteği uyandıran oyun. Kardeşim, geçen hafta evimde zaten Trabzon'a yenildim, o maçı da 9 kişi tamamladım. Lan adam mı var zaten bir dahaki maça oynatacak? Hayvan! Böyle oyun mu olur lan? Oyunu durdurdum, 'Ne bok yiyeceğim lan ben şimdi?' diye ekrana bakıyorum. Geçen maç yine goal bonanza bitti, neyse ki 5-3 yenildim. Lan daha dakika 24! Bu takımı goal glut 'tan nasıl kurtarayım ben! Güncelleme: İlk yarı 0-0 bitti. Defans dörtlüsünü soldan sağa Semih Kaya - Gökhan Zan - Servet Çetin - Ujfalusi şeklinde ayarladım. Hakan Balta ve Ceyhun Gülselam ; anchor man göreviyle DMC oynuyorlar. Sahadaki tek MC Sabri Sarıoğlu . İleride de Sercan Yıldırım poacher rolüyle forvet oynuyor. Takımın oyun anlayışını standard hale getirdim, hedefteki adam da koşu yoluna atılacak toplar...

Davuldan Darbuka, Gitardan Ud Yapmak

Resim
26 Kasım akş amıydı, hiç unutmuyorum (üzerinden henüz 2-3 hafta geçen şeyleri kolay kolay unutmuyorum), yine Limonlu Bahçe'deydik. Sağolsun arkadaş grubumun tüm elemanları 20li yaşlarda olup 80li yaşların ruhunu taşıdıkları için bir kafeye gidip sobanın dibinde "Aaaah ah, nerde o eski Ramazanlar" kabilinden takıldığından dolayı içim geçmişti yine. Tamam, ekibimizin tamamı pek de hoş olmayan düşüncelere gark olmuş, kötü zamanlar geçirmiş, akşam işten çıkmış falan filan ama o ne lan! Gencecik insanlarız, kafede oturmak niye! Hayır, demiyoruz ki gidelim tepinelim gecenin körüne kadar. Dans mans, ne becerebilirim ne de severim yani. Bak yine asabım bozuldu... Zar zor bizimkileri çıkardım o huzurevinden lakin yer yön duygularım mıknatısla taciz edilen bir pusulayla benzerlikler gösterdiğinden gidelim dediğim hiçbir yeri bulamadım. Allah'tan Emre vardı da, en azından Baykuş'u bulabildi. Baykuş, yıllar önce ablama korumalık yaptığım dönemlerde mecburen gittiğim sıkış sık...

Mide Spazmı

Resim
Strese sahip olduğum ama strese dayalı hastalıklara hiç sahip olamadığım için hep hasta olarak stres atmayı denedim. Yani şöyle ki; stres, fiziksel rahatsızlıklara yol açıyorsa eğer; bedenin bir bildiği vardır, bi faydası dokunuyordur insana o hastalığın. Hastalığın ne faydası olur dememek lazım; ne zaman ki kar yağarken tişörtle sokağa çıkarım, hastalanıp ciğerlerimi perişan ederim, o zaman huzur bulurum arkadaşım ben. Kar yağmıyor işte, problem orada. Neyse ki hayatımda ilk kez strese dayalı bi rahatsızlık edindim. Stresin fiziksel anlamda en çok vurduğu bölgede: Mide. Sıradan yani. Özel hissetmek istiyor insan, zaten stresin nedeni bu değil miydi? Mide hastalığı ne lan. Herkesin midesi hastalanıyor... Stresin tanımını yapmak istemiyorum şimdi; biliyorum tanım manyağıyım ama gerçekten hiç çekemeyeceğim. İnsanın olmasını istediği ve olmaması için bir neden göremediği şeylerin bir şekilde gerçekleşmemesi olabilir. İlgi manyağıysanız genel anlamda gördüğünüz ilginin yetersizliği sizi sı...

odaya sinek girmesin diye kapı pencereyi kapamak (01.08.2010 - 22:40)

Resim
faydasız hareket. mutlaka girecek bir yer bulur şerefsizler. dzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz diye sorti sorti kulak dibinden geçerek sinirlerle oynarlar. kulaklar bir alt frekansa ayarlanır o anda, ta odanın diğer ucunda uçmakta olan sineğin sesi duyulur. frekansı eski haline ayarlamazsanız yoldan geçen araba olsun, yan odadan gelen televizyon sesi olsun hepsi sinek sesine karışır. tacizlerin sonucunda cinnet gelir. gollum gibi sadece kulaklara güvenerek yer yön belirlenir, çat çut kendi vücudumuza tokatlar iner. sonra nefes tutulur; sinek sesi geliyor mu hala diye ortalık dinlenir ama frekans eski haline gelmiştir dikkat dağınıklığıyla. ses duyulmayınca muzaffer esneyişlerle yastığa gömülünür. tam uykuya dalacakken dzzzzzzzzt! diye surata konar allah'sız köpek. analar avratlar havada uçuşurken koşarak ışık açılır, ele geçen herşey silah olarak kullanılır. sonuç; uyku kaçmış, oda darmadağın olmuş, duvarlar da kan içinde kalmıştır. kumuyebo

Bir Şey Ne İse Odur

Resim
Hiç düşündünüz mü bilmiyorum ama ben her şey üzerine pek çok şey düşündüm 27 yıla ancak sığacak çoklukta. Düşünerek pek çok şeye mantıksal benzetmeler ve tecrübelere dayalı örneklemelerle cevaplar bulabildim; deneyen insanların da bulduğuna şahit oldum. Düşünmek, mantıksal bir harekettir ve mantığın temelinde de "Bir şey ne ise odur" görüşü yatar. Mantığın çelişmezliğini destekler mahiyetteki bu özlü söz, artistik bir cümle olmanın ötesinde mantıklı düşünüldüğünde hiçbir şeyin çelişki içerisinde olmaması gerektiği, her şeyin kendi içerisinde sistemli bir anlamsal bütünlüğe sahip olduğu anlamına gelir. Kısacası düşünmek ve düşünceyi -zor da olsa- hislerden soyutlamak; içinde bulunulan durumun ve hatta yeri geldiğinde hayatın neler getirdiğini, getiriyor olduğunu, getireceğini anlamak konusunda en verimli yöntemdir. Aksini iddia edecek olan varsa yöntemini anlatsın, onu deneyelim. "Bir şey ne ise odur" cümlesi, yukarıda söylenilenler ışığında aslında insanın materyali...

Cumartesi Gecesi Şeyi

Resim
Bugün dayak yiyebilm ek için elimden geldiği kadar uğraştım, sağolsun bir tek Turgay beni ödüllendirdi. O da layıkyla değil yalnız belirtmek gerek. Gündüzleri yaşanan enerji patlamasının, gereği yapılmadığında akşam kendini depresyona bırakacağını bildiğimden; sürekli sataşıp durdum. Günün sonunda tabii ki sonbaharın da gelişiyle iyice kendini belli etmeye başlayan depresif havanın da etkisiyle dört başı mamur bir cumartesi gecesi down sendromu yaşıyorum, ne güzel. Cumartesi günleri Gebze gerçekten (çok pardon) "Allah'ın sktrettiği yer" tanımına uygun davranıyor. Arkadaş, hiçkimse olmadığı gibi yapacak hiçbir şey de yok! Hani bilseydim, en azından bi otobüse atlar, birkaç kişiyle sohbet eder, son durağa vardığım gibi dönüş yoluna koyulurdum. Arada deneyin, gerçekten faydalı oluyor. Olmayınca da olmuyor yani. 30 yaş bunalımındaki kadınlar gibi alışveriş merkezine gidip gerekli gereksiz (tamam tamam; hepsi gereksiz) her şeye dünyanın parasını bayılıyor, elinizde torbalarla ...

Haz İlkesinin Ötesinde Babaanne ve Okunmuş Pirinç

Resim
"Orgazmd an daha zevkli şeyler"den konu açıldığında "Hassktir lan öle şey mi olur" diyen çoğunluğa kafa tutmak isteyenlerin sığındığı ilk liman her zaman "yemek yemek" olmuştur ama buna bir açıklık getirilmez. Şöyle ki, ben enginara bayılırım ama öküz gibi yenmiş bir yemeğin ardından bana enginar getirirseniz bir lokma almam yani. Zevkin asıl doruğu; "çok yorulup çok acıkılmış bir günün sonunda çok sevilen ve uzun zamandır rastlanmayan bir yiyeceğe tesadüfen rastlayıp o anda oracıkta yemek"tir. Böylesi bir zevki size Jenna Jameson yaşatamaz. Kaldı ki, hayatta tadılabilecek en yüce duygu yemek yemek de değil yani. Benim için alınacak en büyük haz; sabahtan akşama kadar ayakta kaldıktan ve ayaklar ayakkabının içinde terden sırılsıklam olduktan sonra koltuğa serilip ayakların altını kaşımaktır. Yemin ediyorum, öğleden beri bunun hayaliyle ayakta kaldım. Allah'ım bu nasıl bir zevk; şüphesiz ki Sen bakterileri ve mantarı bize birer musibet olarak...

İnsanın Dert Dediği

Resim
Her saba h saat 7:30. Haldır huldur girişmişsiniz işe; 2 gündür de baygınlık geçirdiğiniz anlar dışında uyuyamamışsınız. İşle ilgili saatler fiziken halter eforu sergileyerek geçerken, geri kalan saatlerin de aynı şekilde geçmesini istiyorsunuz, zira meşgul olmadığınız anlarda aklınızın her köşesine yayılmak için bekleyen bir düşünce silsileniz var. Aklınız başka mevzularla dolsun ki aklıma gelmesin diye uğraşıyorsunuz ama şöyle de bir açmazın içindesiniz; zaten aklınıza girmiş bir kere, inkarlardayız yani sadece. İş, hiçbir şeyi anlamayan insanlara, anlasalar bile 2 saniye sonra unutacakları şeyleri belletmek üzerine kurulu genelde; silkmede dünya rekoru kırmanız gerekmediği zamanlarda. Aynı anda bir başka iş, atalardan miras kalan: aynı anda dört el, dört kulak ve dört telefona ihtiyaç duyduğunuz. İşinin puştu olmuş hukuçular (üçkağıtçı), iş adamları (sorumsuz), mimarlar (verimsiz), vesaire. Tüm bunlarla kurulan irtibatlardan alınan sonucun bildirilmesi gereken bir baba (memnuniyetsi...