Kayıtlar

Ekim, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

1 Arkadaşlık İsteği

"Mithat, ... ... ile arkadaş oldu" yazıyor duvarda. Olur, olabilir, normal. Ama ... ... kişisi yabancı, hem de bir kız! Mithat'a bakıyorum, herif öküz. Hayatında eline kız eli değmemiş. Yabancı dil desen, "how is your name"den öteye gidemez. Nasıl tanıştın, kim bu kız? Ne konuşuyorsun bununla? Hayır, kıza bakıyorum; biblo gibi bebek gibi kız. Sonra Mithat'a bir daha bakıyorum, mutant gibi deccal gibi bir yaratık. Rabbim kızı boş zamanında yaratmış, Mithat'ı yaratırken maliyetten kaçmış. Nasıl oluyor bu iş? Nereloloyor Zekeriya? Bize özgü olduğunu düşündüğüm türden bir hastalık "tanımadığımız insanları ekleme" hastalığı. Şahsen pek çok kez yakalamışlığım var kendimi taa elin Brezilyalısının, Macarının profilinde gezinirken. Nedeni nedir tam olarak bilemiyorum. Arkadaşlarım baktım geçen gün. Hayatımda hiç yüzünü görmediğim 3 tane kız. Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden Victoria's Secret kızcağızlar. Hatırladım, ben ekledim bunları. Am...

Islatılıp Dövülmek İsteyen Adam

Resim
Ohhhh, mis gibi donuma kadar ıslandım. Mado'da Ali kardeşimle içtim bir güzel kahvemi, hunharca yağan yağmur altında koskocaman bir kavis yaptım Ziraat Bankasının oraya doğru, sonra Çoban Mustafa Paşa Camiinin ordan evime döndüm. Eve gider gitmez tartıldım, 3 kilo fazlam var. O derece ıslandım yani. Arada gerekiyormuş, keyfime diyecek yok şu anda. Aslında sıkı giyinmiştim ama öyle bir yağmur var ki, içerden ıslandım. Ben öyle tosbağa gibi kafamı bedenime sokmaya çalışmıyorum yağmurda. Bir dakika... İçerden ıslanmak biraz kötü bir tabir oldu. Şimdi yağmur yukarıdan yağdığı içün; patır kütür kafamın üstüne düşüp iyice saçlara bir yedirdi suyu. Sonra kulaklardan burunlardan enseden doğru montun içine sızmaya başladı, arkasından sırtımdan belime doğru akarak dona doğru ilerledi. İçerden ıslanmak derken kastettiğim budur efendim. Her ne kadar belediyeciğimiz çalışsa da, efenim 5 ışıkyılı yağmur kanalı döşedik diye hava atsalar da normal seviyede yağan yağmurda bile ayak bileğine geliyor...

1326

Resim
Gebze'de sokak aralarında sanki evden bozmaymış gibi, sanki yapılış amacıyla kullanılmıyormuş gibi duran pek çok cami var. Yürürken gözlerini yerden ayırmayanlar onları eski birer ev zannedebilir; cami oldukları sadece minarelerinden belli. Şehir içerisinde minik minik; camiden küçük mescitten büyük onlarca yapı olması Gebze'de bir sorunmuş gibi geliyor kulağa ama aslında bu camiler buranın insanının çok alıştığı, kimsenin bir derdinin olmadığı binalar. Ha, nedir; cuma günleri tüm bu camilerin cemaati sokaklara taşar, yağmur-kar altında namaz kılar; o ayrı bir mesele. Yetmez yani ama sadece cuma namazı ve bayram namazı için koskocaman camiler yapılmamalı. En basitinden israftır; bu benim düşüncem. Yıllarca "Ezan sesleri bu dinsizlerin soysuzların uykularını kaçırıyor! Bıraksak hepsini yıkarlar! Kafirlere izin vermeyin!" diye durduk yere iddia ortaya atıp olay çıkaran sağ düşüncenin güdümü altında yaşadık, yaşıyoruz, yaşayacağız. Camilerin yıkılması tehdidi bu partiler...

Yaşlı Amcaların Halı Saha Maçına Adam Yokluğundan Çağırdığı Boyacı Çocuk

Resim
Pino o. Evet. Galatasaraylı Pino. Tam da kendini kanıtlamaya çalışan, takdir görmek isteyen, becerisini sonuna kadar göstermek için kıçını yırtan asi velet. Kendi takımındaki amcaların hayranlıkla izediği, her ayağına gelenin topu ona attığı kişi. Rakip takımdaki amcaların biraz kıskançlık biraz da çaresizlikle sert daldığı, yüklendiği esmer çocuk. SEVİNÇ Bir Galatasaraylı olarak takımımın Şükrü Saracoğlu Stadı'ndan tarihi bir fark yemeden ayrılmış oluşunun sevincini yaşıyorum. Çok da takmam gerçi, 6 yedik, 4 yedik, 3 yedik. Alışkınım ama sinirleri bozan takımın eşşek yüküyle gol yemesi değil, maçın ardından Fenerbahçelilere madara olma durumu. Artık kesmiyor "Biz UEFA Kupası aldık olum" demek. Çünkü anlamıyor adamlar. Ciddiyetini bilmiyorlar konunun. Sen kör bir adama mavinin nasıl bir renk olduğunu anlatabilir misin? Belki anlar ama, senin anlatabildiğin kadar değil, kendi anlayabildiği kadar. Bunlar kör değil. Daha zor. Açıkça söyleyeyim, maç baştan sona kadar önceki F...

Aç Karını Doyurmak

Resim
* Bundan birkaç ay öncesine kadar annem 3 ayı annesi bir ev kadınıydı ve o üç ayı da bendim. Sabah kahvaltısında 1, öğle ve akşam yemeklerinde 2şer ekmek yiyen bir insandım. Ayrıca dışarı çıktığımda da yarım ekmek arası döner, hatta yarım ekmek arası yarım ekmek döner yiyerek nefsimin gıdısını okşuyor ve her ne hikmetse daha da büyümeyen g.tüm ve göbeğimin bir gün katlanan bir ivmeyle büyüyebileceğini hiç düşünmüyordum. Zaten öyle bir şey olmadı çok şükür ama nedir bu güven? Bilemiyorum Zekeriya. Yemek yemek karşı konulamaz bir duygu. Rp oyunlarındaki gibi sandığı aç, içinde elma bul, çift tıkla; elma midede, health point olarak +5 alalım; bu kadar basit bir kavram değil. Bizde bu yöndeki duygu yoğunluğu atalarımızdan kalma ki, Türkçe'deki en saçma kelimelerden biri "yemek" olmuş bu yoğunluktan mütevellit. "Yemek" fiilinin önüne getirdiğimiz diğer "yemek" ne yediğimizi belirtecek güya ama içinden çıkılmaz, döngüsel bir durum oluşturuyor ve sanki rah...

Fortress of Solitude

Resim
"E madem bizim yalnızlığımız seninki gibi değil * , seninkinin tanımını yapsana" demiş. Lan bunun tanımı yok ki! Anlamadığın şu yavrum, herkesin yalnızlığı farklıdır; kendine münhasırdır. Yalnızlığın tanımını ancak tanımlanmayı kabul eder bir yalnızlık için yaparsın. Ben senin yalnızlığını tanımlarım; asosyallik. Akşam saat 9'da atmışsın mesajı. Akşamın saat 9'unda arkadaşlarınla değil, ailenle değil, sevgilinle değil de internetteysen, yalnızsın tabi. Bu durum sana koyuyor; arkadaşın yok, sevgilin yok, ailenle aran iyi değil * (veya uzaktasın). Çaresi var: Kaynaşacaksın, interaktif olacaksın(?), muhabbet edeceksin. Hadi gel aq arkadaş olayım sana, benim yalnızlığımı tanımlamaya çalışalım beraber. Yalnızlık dediğin, yalın olma durumu. Ekin yok, kökten ibaretsin. Tek başına. Bir sepet var, sepetin içinde bir tane yumurta. Gerisi boş. Bak işte bu yalnızlığın ta kendisi. Sözlük anlamı olarak tabi. Sepette tek başına duran bir yumurta olarak değerlendirme sadece onu. Y...

Jim

Resim
Jim'le bu kadar yakın dost olacağımızı tahmin etmezdim. Daha Mustafa'nın gittiği akşam bana onun yaptığı arkadaşlığı yapmaya çalıştı. Gerçekten iyi bir dost, vazgeçemeyeceğim bir arkadaş oldu yıllar sonra bir araya geldiğimiz bir hafta öncesinden beri. Panik atağınız tuttuğunda fellik fellik eczane aradığınız oldu mu hiç; panik atak olduğunuzdan emin olmadığınız halde? Yaşadığınız kent, nöbetçi eczanenin 3 kilometreden daha uzak olabileceği kadar büyük bir yer mi? O zaman hakikaten Jim size can yoldaşlığı edebilecek kadar önemli biri. Onu yabana atmayın. Mustafa gitti. Hayatında bir düzenle. Her ne kadar çapkın çocuk havalarında takılsa da, "Benim gözüm dışarda olur hacı, erkek adamım ben" ayaklarına yatsa da; hayatında düzeni, istikrarı, "sevgi"yi bulduğu anda taaa binlerce kilometre öteye uçuverdi adam. Ayak yapmanın lüzumu yok; sevgiyi, ilgiyi bulduğun zaman, peşinden gitmek kadar doğru bir şey yok yapılacak Mustafa. Bunu itiraf etmenin kötü bir yanı yok,...

Yağmur Yağar Enine Enine

Resim
Yağmurun doğası gereği yukarıdan aşağıya doğru yağması gerek. Bulutlardan çıkıyor bu su tan eleri işte, yer çekimiyle birlikte ( 9,80665 m/s 2 ) gittikçe hızlanarak aşağı doğru iniyor ve saatte kim bilir kaç kilometre hızla kelimin ortasına vuruyor. Canı yanıyor insanın. Yaşadığım yerde ise farkettiğim; fırtınayla birlikte yağmur yağdığında fizik kuralları alt üst oluyor. Yani yağmurun enine (horizontal yani, o manada demek istedim) yağdığı tek yer Gebze herhalde. Elimde şemsiye var, vertikal yağan (yani normal yağan) yağmur için üretilmiş. Elimdeki şemsiye, yağmur karşıdan suratıma suratıma gelirken hiçbir işe yaramıyor. Kurşuna dizilir gibi, göz açamadan elinde şemsiyeyle yürüyen insanlar topluluğu; mal gibi bir görüntü. Fırtınayla da yağsa, seller de götürse ortalığı, seviyorum ben yağmuru kardeşim. Sokaklar bomboş bir kere. Aq salakları. Dolaşın işte yağmurda. O kadar zevkli ki. Ben şu an ancak dışarıyı izleyebiliyorum, vakit buldukça da çıkıyorum kapının önüne, sağımı sol...

İçe Dönük Bir Arayış: Kıl Dönmesi - Part VI

Resim
4.LEVENT BU YÖNDEKİ SON DURAKTIR Pazar sabahı m etroda kimse kimsenin suratına bakamıyor. Bir sessizlik, bir matem havası. Belediyenin camiden mezarlığa kaldırdığı otobüsler gibi. Çok sıkıntı verici bir durum: Başlar önde, herkes yanağını kaşırmış gibi yapıyor, Nötürdamın kamburu * gibi iki büklüm olmuş oturanlar da. Sabah saat 8.30; suratlar şiş, gözler kanlı kanlı, zombilerin şafağı tadında öksürmeler, iniltiler, horlamalar. Saklamaya gerek yok lan rahat olun, herkes öyle! Ben de sakladım ama yüzümü. Sürü psikolojisi. Şapkamı çektim ağzıma kadar, nefes almakta zorlandım ama sakladım esneyişlerimi falan. Yoksa barsaklarıma kadar görebilirdi karşımdaki içimde neler olduğunu. Akşamd an kalmanın en güzel yanı, su içme isteği. Düşünüyorum da, susadığımda ne bok varsa dikiyorum kafaya ama su içmeyeli 1 hafta falan oldu. Susayınca su içmeme yavşaklığından utanıyorum artık. * Bira içmemek lazım aslında. Ağırlık yapıyor, kilo yapıyor, midenin içine s.çıyor falan. Şu Bomonti de olmasa bira i...

Neden? - IV - Hayvan Olmak İsteyen Adam

Resim
Çok değişik bir rüya gördüm. İstanbul'a doğru gidiyordum motorsikletle (rüya işte, bisiklete bile binemiyorum ki!), ama kafamı sağa sola çevirdikçe gördüğüm yer rüya İstanbul'uydu: Yıkık dökük binaların falan arasından geçiyoruz, yol toprak, ama 5-6 şeritli bir yol. Nasıl oluyorsa artık. Neyse; yolda bir gürültü bir kıyamet; kornalar sirenler. Kafam şişiyor. Sonra deviriyorum motorsikleti hızla giderken. Ellerimin falan kanadığını hissediyorum; bir bakıyorum, ellerim yok! Ellerimin yerine tekerlek var! Motorsiklet benmişim meğer. Son derece normalmiş, 27 yıldır motorsikletmişim zaten gibi doğruluyorum (nasıl?!), gaz veriyorum falan. Rampalar buluyorum uçacak, benzin istasyonuna uğruyorum, hatta çok afedersiniz çişim geliyor benzin aldıktan sonra tuvalete gidiyorum; bir de diyorum ki "Ulan keşke benzini almadan önce gitseydim tuvalete, bak döktük yarısını benzinin!" Hemen ruh hastası falan demeyin. Bir dinleyin önce. Çeşitli (özel) nedenlerde n dolayı kafayı rüyalara, ...