Kayıtlar

Temmuz, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

aykut erçetin (itüsözlük, 30.07.2010 - 9:01)

Resim
kendine güveni yerlerde sürünen, futbol hayatını yedek kulübesinde geçirmeye mahkum kaleci. sebepleri var. bir yedek kaleci ne zaman ilk onbir oyuncusu olur? kaleciyi aldın genç yaşta, adam senelerce mondragon'un arkasında bekledi, kaleyi alacak bir sonraki sezon derken hop; gittin anadolu takımından eski yedek kalecini aldın ilk onbire koydun. naaptı o anadolu kalecisi? s.çım s.çım s.çtı. sonra teslim ettin kaleyi aykuta. adam hayatının kaleciliğini yaptı. ne dedik? "ohhh, sonunda yerli kaleciyle oynayacak galatasaray!" yeni sezon geldi. daha bir resmi maç yapmadan "galatasaray'a yabancı kaleci lazım" dediler. aramaya başladılar. avrupa kupası maçından 2 hafta önce de sanctis geldi. ve kaleye aykutu koydular maçta. maçtan bir gün önce hoca "de sanctis hazır değil, sonraki turda kaleye geçecek". aykut'un ağzına s.çtınız yani. adam maça çıkarken biliyor ki, ağzıyla top tutsa kaleye de sanctis geçecek. eli ayağına dolaştı, mal gibi oynadı. ...

Afyon Patlaması

Resim
Henüz tam olarak uyanamadım ama yine bir yağmur esnasında birşeyler yazma ihtiyacı duydum. Sangi gök delindi anasını satayım. Saat henüz 11 bile olmadı (öğleden önce) ama öyle bir karanlık ki ortalık; sanki koskoca bi uzay gemisi geldi tam güneşin önüne parketti de, depoyu fullettikten sonra bedavadan yıkıyorlar şimdi. Bense yine yağmurdaki insan hallerine taktım, söyleyeceklerim var: Eğer amacınız yağmurdan sığınmaksa, efendi gibi gelin dükkana "Yağmur dinene kadar şurada bir oturayım" deyin; "Sktrgt" diyecek değilim herhalde. İlla birşeyler satın almak zorunda değilsiniz. Öyle ilgileniyormuş gibi oraları buraları karıştırmak, birbiriyle alakası olmayan şeylerin fiyatlarını sormak falan çok gereksiz şeyler. Hatta bir de çay söyleyeyim için ama benim yağmur keyfimin içine etmeyin... Bu kez yağmur sadece hava karartısıyla geldi, şimşek - yıldırım falan yok. Gökgürültüsüyle yağan yağmur daha eğlenceli, şöyle ki; ilk önce şimşek çakıyor, flaş gibi. Hemen saniyeleri sa...

Küresel Isınma

Resim
Şimdi, hav anın kapalı olmasından hoşlanıyorum diye bu kadar da olmaz ki. Yaz günü hava kapalı olunca güzel oluyor, eyvallah. Ama bir kapayıp bir açınca ambale oluyor insan. Feleğim şaştı. Duygulardan duygulara atlarken ruhum kırıldı anasını satayım. Neşeli mi olayım, melankolik mi? Bi ortası yok mu bu havaların? Mevsimler birbirinden rol çalar oldu arkadaş. Yazın uzun kollu giyiyorum, kışın kar yağmıyor, bu nasıl iş ya? Kim ısıtıyor oğlum bu küreyi? Ağzına s.çtınız iklimin. Egsozuydu, fabrikasıydı; hiç birinden faydalı bir gaz niye çıkmıyor? Bir gıdım faydamız yok lan yeryüzüne. Ölelim lan biz. İnsan öldürmek günah olmasa kendimi öldürcem ha. Kötü hissediyorum kendimi insan olduğum için. Nefes alıp veriyorum, geğiriyorum, afedersiniz; ossuruyorum, hep zarar veriyorum ben bu yeryüzüne. Bir de utanmadan diyorum ki kışın niye kar yok, yaz niye serin. Çatır çutur osurur, gark gark geğirirsen kışın kuraklık da olur, yazın kar da yağar. Lan oğlum bişeyler yapın siz de, arabanızın egsoz bor...

80 Çocuğu - III - Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgarına

Resim
TRT'nin sorumlu yayın anlayışından ileri gelen çizgi film arası programları vardı kısa kısa. Ormanlarla ilgili olanı hatırlar mısınız? Embesil bir çocuk elinde sopayla fidanları döver, baba sigara içer izmariti ormana atar, anne çöpleri orta yerde olduğu gibi bırakır... Sonra, kurak bir arazide hepsini başlarını avuçlarının içine almış şekilde otururken görürüz; peltek anlatıcı "Ormanlarımıss, hayatımıss,..." diye konuya girerken. "Ellerimizi Yıkayalım" sinir bozuculuk konusunda çağının çok ilerisindeydi: Kapkaranlık bir ekran, bıy bıy bıy konuşan iki tane piç, bir de anlatıcı: P1-"Ona kadar sayıyorum, çıkmazsan beni yok bil! Bir, iki, üç..." P2-"Tamam tamam çıktım, hadi ver artık o sandviçi!" P1-"Ben yoruldum, gidip biraz oturalım." Sonra sesler kesilir, siyah ekrana dan dun sesler çıkararak bir sürü el ve parmak izi yapışır. Tam bitti derken ZBAM! diye bi tane daha iner ekrana iyice altınıza s.çtırır sizi. Sonra anlatıcı gelir: -...

80 Çocuğu - II - Patlıcan Kabuğu Bayramı

Resim
İlkokula gidiyordum o zamanlar. TRT'nin çocuk programlarını yurt dışından aldığı (ne de iyi yaptığı) dönemdi. Sabah kahvaltısı esnasında haber bülteni sunan bir deve kuşu, bir kedi ve bir örümcek vardı (örümcek değil de bit gibi geliyor şimdi...). Kedinin adını hatırlıyorum sadece: Tele-Chat. Kur yapıyordu sürekli devekuşuna. Her sabah ayrı bir bayram olurdu programda; aklımda kalan sadece şu replik: " Bugün patlıcan kabuğu bayramı. Tüm patlıcan kabuklarına iyi bayramlar. " Allah'ım, ne gülerdim o programa... Arkasından Bayan Karabiber gelirdi. Sevmezdim onu. Dooorik Dooorik, Mogu Moguuuu! İki ayrı Ha yalet Avcıları serisi vardı. İkisi de çok hoştu, iyiydi ama benim favorim orijinaline sadık olmayandı. Kafatası biçiminde telefonları çalar, bunlar da göreve giderdi " Let's go Ghostb usters, Let's go!" nidalarıyla. Mogu Mogu'yu çok severdim. Adı bu değil gerçi, " Mock & Sweet " gerçek ismi. Tam olarak konu neydi hatırlamıyorum. Düğme...

80 Çocuğu - I - Gölgelerin Gücü Adına!

Resim
Nostalji batağına saplanmış insanlar nedense 80'lerde doğanlar. Sürekli bir geçmişe özlem; eskilerden küçücük bir hatıra gözlerimizi doldurur, ne kadar kıllı bıyıklı göbekli adamlar olsak da kalbimizi yerden yere vurur. Mesela az önce yıllardır aklımın bir köşesinde takılı kalmış bir çizgi filmi düşünüyordum. Robotlar vardı çizgi filmde (binlerce robotlu çizgi film var), bir çocuk robotunu diğer robotlarla dövüştürüyor, her dövüşten sonra tamir falan ediyordu, robot hiç konuşmazdı zaten el kadar bir şeydi. Bir kız arkadaşı vardı çocuğun, çocuğun kankasıydı ama fena halde yanıktı kıza falan; standart bir Japon çizgi filmi. Her yönüyle diğerlerine benziyor. Yıllar geçmiş olsa da aradan, inat ettim ve buldum: Jumaru'ymuş adı. Nasıl değişik bir duygu kapladı içimi anlatamam. 80'lerde doğmuş insanlar için birşeyler yapmaya karar verdim bu duygu yoğunluğunun üzerine. Ben de tüm 80 çocukları gibi hala güzel bir çizgi film gördüğü zaman televizyona kilitlenen, hala içinden çıkartma...

Yağmur

Resim
Yaz gününde u zun süren sağanak yağmur gibisi var mı ya? Amele yanıklarımın üzerine düştükçe " çısssss " diye sesler geliyor beynimin içinden. Rezil, kepaze yaz güneşinin insanı kandıran pis sırıtışına küt diye indirdi yumruğu yağmur bulutları " Sktirgit lan burdan kolpacı şerefsiz! " diyerek adeta. İnsanlar koşuşturuyor sağa sola; o da anlamsız. En yağlı selülitli yerlerinizi açmışsınız (bazıları var, onlar açsın onlara demiyorum) sıcağı hem içeriden hem dışarıdan alırken çemiriyordunuz " Ay bu sıcaklar aman aman " diye. Ne bu koşuşturma şimdi? Siz ne istediğinizi bilmiyorsunuz; yaz insanları işte. Kişiliksiz, teşhirci, pervasız. Saçakların altından yürüyün şimdi. Cayır cayır güneşte yolun ortasından gitmeyi biliyorsunuz ama. Aptallar. Asıl şu andır yolun ortasından yürüyeceğiniz an. Bu bir kıyak size. Mutluluk vaad edip sıkıntıdan başka bir şey vermeyen yaz'ın, her zaman delikanlı olan ve " Hayat böyle birşey işte, karanlık ve hüzünlü, kandırılm...