İnsanın normal halidir.
İnsan aslında hiçbir zaman mutlu olamayacağını bilen bir biçimde gelir, standart olarak. Sıradan olan; asla mutlu olamayacağı düşüncesidir. Arada sırada ortaya çıkan ufak tefek umutlar, ileride daha büyüklerinin de karşısına çıkacağına dair sahte belirtilerdir. Bu sahte belirtilerin sonucunda insan, "kendisine mutluluk vermesini istediği şey"i keşfedecektir. Bu yanıltıcıdır; elbette insan kendini mutlu edecek şeyi bulur; insanı mutlu edecek şey, asla elde edemeyecekleri arasından çıkar. Bu yeri gelir bir sorunsaldır, yeri gelir kadere dönüşür ama insan asla mutluluğa ulaşamaz.
Mutluluğa ulaşmış olan insanın önünde korkunç bir "challenge" oluşacaktır; bu mutluluğu korumak. İnsan, saf mutluluğa ulaştığında sahip olduğu mutluluk, ortaya çıkardığı "yok olma korkusu"yla zaten kendi kendini yok edecektir. Eğer yok etmez ve ütopyaya adım atılırsa; insanın saf mutluluğu elde etmek ve koruyabilmekten sonra bir adımı kalmayacağından kişi atıl hale gelecek ve amaçsızlaşacaktır. Bu yüzden saf mutluluk ve bu mutluluğun bekası ne kadar ütopikse, o kadar da anlamsızdır.
Mutluluğa ulaşamayacağının farkına varmış, bunu kendine yedirmiş realist bir birey ise gerçek mutluluk (her ne kadar ütopik olsa da) karşısına çıktığında şüpheyle yaklaşacak, onu tanımayacak ve uzaklaşacaktır. Kati mutluluğa ulaşmak ne kadar ütopikse, bu durum da o kadar distopiktir. Sonuç olarak, kesin mutluluğa ulaşmış biri ne haldeyse bu kişi de o halde olacaktır: atıl ve amaçsız.
(itüsözlük)
