Ayak Yolu 2001

Afedersiniz, motoru bozmuşum. Vücudumun orta yerinde her yöne oluşan bir basınç, iç organlarıma
"Dağalın lan sktrin gidin burdan" diyor; bu itkiden ötürü gazın çıkış noktalarından en aşağıda olanı içten kapanmış adeta bir güvenlik sübabı gibi davranıyor ve kendini  kilitliyordu. Olur da belki basınçta mucize yollu bir azalma olur ve bu arada sübaptan biraz hava tahliye edebilirsem diye umarken diğer yandan da bu tahliye esnasında oluşabilecek partikül püskürmelerinden oluşacak saçılıma müdahale edebilmek adına tuvalet kağıdının nerede olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ne olduysa, tuvalet kağıdının ulaşamadığım bir noktada bulunduğunu gördüğümde oldu; aynı anda zihnimi derinden sarsan bir aydınlanma, beynimde bir şimşek gibi çakan varoluşsal bir fark edişle silkindim:

Mekanda ilerleyişimiz ne kadar hızlanırsa zamanda bir o kadar yavaşlıyor, mekanda hareketsizleştikçe de zamanda hızlanıyoruz.


Yani şimdi bu size bambaşka bir konuyla ilgili komik olmaya çalışan bir giriş gibi geliyor olabilir lakin bu konuda şaka yapmıyorum, bilimle şaka yapmam. Kesinlikle ciddiyim. Newton'ın kalkülüsü, Arşimed'in suyun kaldırma kuvvetini, polisin Ahmet Kaya'nın silahını bulduğu gibi ben de evrenin en büyük sırlarından birini burada, daha rahat hacet giderebilmek adına dikkatimi dağıtmak için fayans desenlerinin arasında göz gezdirdiğim bu helada bulmuştum. O heyecanla iç basıncım düşmesine rağmen tamamen bilim sevdalılarına has olan o fedakarlık ve özveriyle bu müthiş buluşu zihnime download eden ruh halini kaybetmemek için az önce tahliye etmek adına ıkındığım basıncı biraz daha tutmaya karar verdim. 

Pek kıymetli Einstein ve kendisine benzer mahiyette pek çok bilim insanının iddiasına göre E eşittir emcekaredir. Yani uzayda; hepimizin var olduğu bu varsayımsal venn şemalarının en büyüğünde, ne kadar hızlı yer değiştirirsek zaman bizim için o kadar yavaşlamaktadır. Bunun çok çeşitli kanıtları var, şimdi tek tek isim vermeme gerek yok ama DR Emmet Brown'u araştırmanızı öneririm. Neyse efendim, uzayda bu denli hızlı hareket ettikçe zaman bizim için yavaşlayacak, ve nihayet bu evren denen otobanın hız limiti olan ışık hızına ulaştığımızda biz uzayda korkunç bir hızla ilerlerken zaman bizim için adeta işaret parmaklarını birbirine dokunduran Evie gibi durmuş olacaktır. Aynı zamanda Evie'den farklı olarak ışık hızında bulunduğumuz için, kütlemiz sonsuzluğa ulaşmış ve adeta Ertosunlar'da duble kanat atmış kadar büyük bir kütleye ulaşıp bu kütlenin çekimi nedeniyle tüm evrenin üzerimize çullandığına da şahit olacağız. Kısacası evren bizi ışık hızına ulaştığımız için evrenin tüm yükünü bize yükleyerek cezalandıracak ve yıkarsa bu evreni yine garipler yıkacaktır. Düşününce hakikaten garip bir durum.


Şimdi siz bunun nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışıp anlayamayadurun, işin bir de tersi var ama aslında yok, mümkün değil. Buyrun deneyin: Şöyle ki, bizim için zamanın en hızlı aktığı an, en hareketsiz olduğumuz an. Yani hareket etmekten ne kadar uzak olur, en çok ne kadar tembel olabiliyorsak o kadar tembellik yaparsak işte o zaman mekanda minimum yer değiştirmiş olacağımızdan zamanda en çok hızlandığımız an bu olacaktır. "E hocam, madem en hızlı olduğumuz anda kütlemiz de en büyük noktaya ulaşıyor, en tembel olduğumuzda da kilo kaybı yaşayacak, 2-3 beden küçük giyebilecek miyiz?" dediğinizi duyar gibiyim, duymamış olayım. Aynı şey değil. Yani yerli yerinde yatarak kütle kaybını bırak sürekli göt büyütür kilo alırız. Bu da bir paradoks. Einstein kalk açıkla amk.

Neyse efendim, bilim zihnimden gazım bağırsaklarımdan bastırıyor da bastırıyor. Şimdi madem evrende en çok yer değiştirirken zamanda en az hareket etmiş oluyoruz; bak cümle çok uzayacak burada bir nokta koyup yenisine başlayacağım. O zaman evrende tam olarak hareketsiz hale gelip mekandaki hızımızı sıfırlayarak zamandaki hızımızı sonsuza çıkaramaz mıyız? Tam bunun hakkında "vay be ne soru sordum" diye düşünürken bir kez daha sırtına konan sineği kuyruğunu kamçı gibi kullanarak kovmaya çalışan bir eşşek gibi silkinerek yeni bir zihinsel aydınlık seviyesine vardım: evrende asla tam olarak hareketsiz kalamıyoruz! Yani gecenin saat 03'ünde terden leş gibi olmuş yatağında gavur ölüsü gibi yatarken, farkında mısın bilmem ama evrende hayvanoğluhayvan gibi bir hızla hareket ediyorsun sevgili din kardeşim. Evet, bu dünyayla kendi etrafında, aynı zamanda güneşin etrafında beybileyt gibi dönerken bir de utanmadan güneş sistemiyle birlikte, o da yetmedi galaksiyle ve hatta galaksi kümesiyle birlikte evrenin orasında burasında fink atıyorsun, ne sabit durması? Terbiyesiz.

Peki, o zaman şuna Newton, Einstein ve bilumum kıvrak zekalı nobel ödüllü dilber dudaklı bilim insanı cevap versin ASAP:

Velev ki evren bir küre biçiminde olsun, evrendeki madde evrene homojen bir şekilde dağılmış ve evren her yerinde aynı hızla her yöne doğru eşit şekilde büyüyor olsun, ben de bu evrenin tam orta noktasında durayım sapsabit. Aşağı da baksam, yukarıda baksam, kuzeye güneye doğuya batıya da baksam ve bu yönlerin hepsinde evrenin sınırının aynı hızla benden uzaklaştığını görsem mesela. İşte tam da o anda ben haphareketsiz orada dururken, yani mekanda hiç hareket etmiyorken acaba zaman benim için sonsuz bir hızda mı olacak? Yoksa yasakçı bir zihniyete sahip bu diktatör evren yine ona da bir sınır getirip "sen böyle sığır gibi sapasabit duramazsın, senin kütleni sıfır hatta eksi bir yapıyor ve seni bu evrenden siktirediyorum" diyerek varlığımıza bir son mu verir?

Bari sen cevap ver Zekeriya. Benim gazım bitti ben çıkıyorum.