(Bkz: Ben)
İnsanlarla diyalog halindeyken kafamda milyon tane şey bir oraya bir buraya çalkalanır: "Yanlış mı anladım dediğini? Başka bir şey mi ima etmeye çalıştı? Dediğimi yanlış mı anladı? Kırdım mı? Kırılmam için mi öyle söyledi? Sıktım mı? Sıkılmam mı gerekiyor? Sıkıldığımı belli etsem alınır mı? Sıkıldığımı belli etmemeye çalışırken çok mu yapmacık oluyorum?"...İnsanları sıkmamak adına, bunaltmamak adına arayıp sormam; çağrıma, mesajıma, telefonuma bir kez cevap verilmezse bir daha denemem. Bu nedenle de pek çokları tarafından "Artis, kibirli, kendini beğenmiş" olarak tanımlanırım. Bu anlayışı destekler mahiyette hep ukalalık ve kibir sergilerim ama bunun da bir şaka olduğunun üstüne basa basa. Yoksa oturup efendi gibi konuşurken cümlelerim hep "Tam olarak bilmiyorum ama...", "Sen daha iyi bilirsin..." kalıplarıyla başlar.
Yanlış anlamak ve yanlış anlaşılmak ölümden daha korkunç gelir; normal durumun aksine sadece anlattıklarımdan değil, karşımdakinin benim anlattıklarımdan anladıklarından da sorumlu hissederim kendimi. Bu yüzden insanların dediklerini yanlış anlamış olabilme ihtimaline karşılık hep ilk önce kötü anlamını anlamış gibi yapar, alınganlık gösteririm. İnsanlara dediklerimi tam olarak anlatabilmek kaygısıyla 2 satırda anlatılabilecek bir konuyu kitap haline getirip bastırarak anlatabilirim. İlişkilerde hep fayda gözetirim; diyalog halinde olduğum insanlara mutlaka bir faydam dokunmalıdır, onlardan karşılık olarak bir şey beklemem. Tabii ki karşılık beklediğim insanlar olur; içten içe bekler ve beklediğimi alamadığımda yine içten içe alınganlık yaparım, o ayrı bir konu.
Kendi kusurlarımı bilir ve onları eleştiririm ama karşımdakinin eleştirmesine fırsat vermeden. Karşımdaki, benim kendimi eleştirmemden gaza gelip iyice yüklenirse onun da açıklarını aşırıya kaçmadan, tam da olduğu şekliyle bir bir yüzüne vururum. Bunu yaparken bile kırmamaya, haddimi aşmamaya özen gösteririm. Bir insanla havadan sudan 5 dakika konuşsam bile onun nasıl bir insan olduğunu, hangi durumlarda neler düşünüp ne tepkiler vereceğini yüzde 10'dan fazla yanılma payı olmadan tahmin edebilirim (Siz daha iyi bilirsiniz tabii ki) ve böylece de kendimi onların yerine koyup, onların problemlerini çözmelerinde yardımcı olabilirim. Bana bir derdini anlatmaya gelen insanların tamamına yakınının dertleri artık benim derdim olur ve anlatanlar ne kadar rahatlarsa benim de o kadar içime dert olur; gözüme uyku girmez.
Sağlıklı bir mantık anlayışım vardır; kaotik de olsa her şeyi belli bir mantığa oturturum ve böylece olasılıklar hakkında daha verimli düşünebilirim (Tabii ki sosyal ilişkiler konusunda; yoksa hayatımda matematikten 40'ın üzerinde notu 1-2 defa gördüm). Mantıksal hareket edilmediğinde, mantıksızlığa sürüklenmek durumunda bırakıldığımda ben, ben olmaktan çıkarım. Alelacayip biri olurum.Sanırım bu komplekslilik değil, ruh hastalığı oldu biraz.

