Ertem Şener'in iyi spiker, "Spiker dediğin böyle olur" gibi yakıştırmalarla anılması, futbol maçlarında yorumculuğun yasaklanması sonrası ortaya çıkmış bir illüzyondur.
Her alana bir rant ve hegemonya kaygısı ile kollarını dolayan 2000'ler sonrası hükümetler, hakemleri istedikleri gibi dizayn edebildikleri bir düzen kurdu. İktidar, 80'ler ve 90'lardaki gibi ara ara yükselen futbol gündemini kendi çıkarına kullanmak yerine artık hem ekonomik hem de siyasi olarak futbolu bir gereç olarak kullanmaya karar verdi çünkü ortada muazzam bir toplumsal afyon ve büyüklüğü inanılmaz boyutlarda olan bir para vardı. Tüm büyükler “Şu bize düşman”, “Bu bize kafayı taktı, maçlarımızda istemiyoruz” diye yangın yapadursun, amaç her zaman (bugün dahil) rekabetin reytingi düşürecek seviyenin üzerinde kalmasını sağlamak, bu vesileyle de yayın haklarını sürekli yüksek meblağlarda tutabilmekti. 2000'li yıllarda Türkiye Ligi, başarı olarak UEFA sıralamasına göre 8.lik ile 13.lük arasında gidip gelmesine rağmen yayın bedeli olarak İngiltere, Fransa, İspanya, Almanya ve İtalya'nın hemen ardından 6. sıradaydı; bu sıralama yakın zamana kadar da devam etti.Hakem kararlarının Türk seyircisine sinir krizleri geçirtecek seviyeye gelmesi ve başkanların kendi taraftarlarına şirin görünmek adına hakemler üzerinden birbirlerini şikecilikle itham etmesi, dizayn süreciyle başladı. Bu dönemin meşhur tetikçilerinin başında Ali Aydın, Cem Papila, Özgüç Türkalp gelir. Şimdi burada skandallarını sıralamak çok yorucu ve gereksiz; küçük araştırmalarla bulunabilir.
Eskiden maçların canlı yayınlarında yorumcu da bulunurdu. Spiker sadece maçı anlatır, yorumcu da geri kalan anlarda hakem ve maç kritiği yapardı. Bugünkünün aksine maç boyunca spikerin sesini sürekli duymazdık. Pozisyonlar değişik açılardan tekrar edilir; hakemin kararının yanlış olduğunu kanıtlayan görüntülerden sonra bugünkü gibi “Eeee, üüüü” diye edecek laf aranmaz, “Hakem bu kararı es geçmiş”, “Burada sarı kart olmalıydı”, “Hakem burada hatalı karar verdi” diye şak diye söylenirdi. Hakemlerin kör parmağım gözüne kötü yönetimleri ve bu kötü yönetimlerin aynı anda televizyonda eleştirilmesi büyük reyting sorunlarına, taraftar tepkilerine ve o güne kadar görülmemiş ama bugün sıradanlaşan seviyesiz yönetici atışmalarına yol açmaya başlayınca çareyi yorumcuyu kaldırmakta buldular.2000'lerin ikinci yarısında artık yorumcu yoktu ve maçlar çok sessiz geçmeye başlamıştı. İşin asıl mutfağı olan radyoda değil de televizyonculukta yetişen maç spikerleri konuşacak şey bulamıyorlar, tek başlarına yayını dolduramıyorlar ve maçlarda çok uzun sessizlikler oluşuyordu. İşte bu dönem, öncesinde pek de matah bulunmayan Ertem Şener gibiler için bir nimet oldu. Sırf ses olsun diye maçla hiç alakası olmayan konulardan konuşmak, kahvehane ağzıyla oyuncu gazlamak, gündem olmak için seviyesiz sözlerle coşku havası yaratmaya çalışmak, her golde sahte bir coşkuyla uzata uzata “Gooool!” diye haykırmak ve sürekli yüksek sesle bağırmak, bağırmak, bağırmak…- Evra'nın 25 kardeşi var!!!
- Her yerinden öpüyorum Rüştü!!
Ertem Şener tarzı özgün bir tarz değildi; diğer meslektaşlarının bilinçli oluşturulmuş bir kolajıydı. Tonlama ve ses seviyesi olarak Ercan Taner'i, saçmalama ve sansasyonel gaflar yapma konusunda İlker Yasin'i, uluslararası maçlarda hakemin sürekli rakip takımı tuttuğu iddiasıyla Melih Şendil'i kopyalıyordu. Kendi kattığı ise çok konuşmak ve bağırmak dışında hiçbir şey yoktu. Maalesef bu dönem sonrasında kendisi gibi pek çok isim peydah oldu. Artısıyla eksisiyle aklıma ilk gelenler Ersin Düzen ve Emre Tilev; fakat bu ikisi kesinlikle Ertem Şener’den daha iyi spikerdir.Bugüne geldiğimizde artık seyirci yoruldu. Kendisini yoran spikerleri dinlemek yerine maçın sesini kısıp izlemeyi tercih ediyor çoğu insan; sosyal medyada bu yönde yorumları çok görüyoruz. Bu eğilimi yetkililer de fark etmiş olacak ki Yalçın Çetin gibi isimlerin tekrar yükselişine, Özkan Öztürk gibilerin yayıncı kuruluş tarafından tercih edilişine şahit oluyoruz. Birer Orhan Ayhan, birer Sabri Ugan olmasalar da maçları katlanılabilir kılıyorlar. Ertem Şener ise maç anlatıcılığından çok iktidar yalakalığı ve "o kadar ciddi ki çok komik" tarzı soytarılığıyla ekranlarda yer işgal ediyor; kendi gibi birkaç tane daha soytarıyla, Bülent Arınç'ın bir zamanlar rezil kepaze ettiği ve AKP'nin kapının önüne koyduğu Melih Gökçek'lerin kanalı Beyaz TV'nin futbol (!) programı Beyaz Futbol'da.Not: Bu arada herkesin içinde ukte kalan, yıllarca tekrar maç anlatması beklenen o kişi Sabri Ugan'dır. Ne yazık ki bir şeyler oldu ve bu adam UEFA organizasyonlarından uzak kaldı. Yazık oldu, hem bize hem ona.
(ekşisözlük)





