15 Ekim 2023 Polonya Seçimleri

Rusya'nın etki çemberine değen pek çok ülkede olduğu gibi (Macaristan, Avusturya, Türkiye, ...) burada da aşırı sağcı ve Amerikan uydusu (bugün biraz kibarım) bir iktidar vardı. Bunlara da farklı görüşlerin ve partilerin bir araya gelmesiyle oluşan ve AB tarafından desteklenen (biz Türkçede 'fonlanan' diyoruz) bir blok muhalefet ediyordu. Şu anda bu blok kazanmış görünüyor.

Polonya'nın 2023'ünün Türkiye'ninki ile benzerlik göstermesi aslında sürpriz değil; tehlikeli coğrafyalarda yalnız başına dolanan bizim gibi milletlere musallat olan AB, Birleşik Krallık ve ABD uzunca süredir Polonya'nın da peşindeydi. Peki bizden farkı ne?

Polonya AB'de olduğu için doğal olarak AB menşeli kurumlar, örgütler ve sermaye bizdekinden etkili. Aynı bizdeki gibi Rusya baskısı da bir dönem vardı ama hem Rusların diplomasiden anladıklarının sopa sallamak olması hem de AB ve ABD'nin yoğun baskısı Rusya'yı denklemden uzun süre önce çıkarmıştı. (bkz: 10 Nisan 2010 Rusya uçak kazası)

Türkiye üzerinde mutlak etki kurmak isteyen bir güç odağı değil AB. Bu yüzden boncuk dağıtan ama niyeti donunda sallamak olan hafifmeşrep kız modunda olacak hep bize karşı; Türkiye'nin aşırı sağı ise bundan hiç rahatsız olmadı. Karşılıklı bir kazanç söz konusu; çöpünden mültecisine karbon salınımı yüksek arabasından ucuz iş gücüne her sorunun çözümü AB'nin yanı başında; buna karşılık her seçim dönemi birkaç tartışmalı açıklama ve yeşil sermayenin gözbebeği vakıfların banka hesaplarına bağış adı altındaki EFT'ler iki tarafın da işini görüyor.

ABD ve Birleşik Krallık için Polonya, iki taraf için de hüsranla sonuçlanan bir başka hegemonya savaşının konusuydu (yakın dönemdeki bir diğer hüsran için (bkz: Çin Denizi)). Komünist dönem sona erdiğinde BK ve ABD, Polonya'da yatırım (ve nüfuz) yarışına girmişken BK bu yarıştan galip çıkmış ve Polonya'nın AB'ye girişiyle ABD'nin şevki kırılmıştı. Bugün gelinen noktada ise BK AB'den illallah deyip Brexit ile ayrıldıysa bunun en önemli nedenlerinden biri Polonyalı göçmenlerdir diyebiliriz. ABD ise Polonya'daki kapışmayı kaybetse de Türkiye'deki siyasal İslam bloğu içerisindeki kendi oyuncularının önünü açıp Kraliçe'nin sahip olduğu karakterleri pasifize ederek kazanmış ve akabinde Rusya karşıtı eksene ayırdığı ekonomik gücünün daha da büyük payını Türkiye'deki müttefiklerine kaydırıp Türkiye'de siyasal İslam'ın yükselişi sürecini başlatmıştı. (bkz: 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimi) Siyasal İslam akımının hüküm sürdüğü coğrafyalarda yönetici sınıfın çıkarları ülke çıkarlarından ayrışmış olduğu için ABD, Polonya'daki yarışı kaybetmenin acısını çok yaşamadı. Türkiye, ABD ile olan ilişkilerinde ne istedilerse verdi. ABD ise istediğini alamadığı durumlarda sopa göstermekten çekinmedi. Bugün Türkiye üzerinde geldiğimiz son noktada ise:

Rahatlıkla söyleyebiliriz. (bkz: Amerika'dan nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz olmalı. Yoksa bir Amerikan bahriyelisinin iki yana açık bacakları arasında mütalaa ettiği kadından ileri geçemeyiz)

Konumuza dönecek olursak; peki şimdi ne olacak? AB, gerekli yasalar çıkarılmadığı için ayırdığı halde bloke ettiği ödenekleri önümüzdeki dönemde Polonya'ya akıtacak. Kredisi, hibesi, bilmem nesiyle birlikte 120 milyar Euro'ya yakın bir paradan bahsediliyor. Yeni ödeneklerle Polonya gider Rusya ile gaz anlaşması yapar; nasıl olsa komşusu olduğu için kimse Polonya'ya yangın yapamaz. Sonra aldığı gazı da Almanya'ya satar. Hem para kazanır, hem de Almanlar Ruslar'dan değil Polonyalılardan gaz almış olur. Her türlü win-win-win; jackpot gibi amk.

Son derece yüzeysel bir bakış açısıyla Türkiye'nin de içinde bulunduğu kısa bir değerlendirme yapmak istedim. Polonya'da yaşayan ya da konuya daha vakıf arkadaşlar daha ayrıntılı şekilde aydınlatırsa sevinirim.

Halileo Aarhus'tan bildirdi.

Edit: AB sonrası Polonya - ABD ilişkisi havada kalmış. ABD'nin 2000'lerin başında dikkatlerinin Mezopotamya ve Afganistan'a odaklandığı dönemde Polonya'yı göz ardı etmesi son derece normaldi ama bu bölgede işleri gerek askeri gerek siyasi olarak istedikleri gibi yoluna koyduktan sonra aynı süreçte Birleşik Krallık'ın siyasi ve ekonomik olarak fazlaca etkilenmesini iyi kullanarak zaten Polonya'daki nüfuzu ele geçirmişti. Yani mevcut Amerikan etkisi gökten zembille inmedi.

Birleşik Krallık'ın ise 1800'lerde başlayan kayıpları son 30 yılda hızla devam etti; iş bir noktada İngiltere'nin solcu başbakanının boynuna tasma takıp Ortadoğu senin Afganistan benim gezdirmeye kadar vardı (bkz: Tony Blair). Bugün yersiz güç gösterileri yapmalarına (bkz: 24 Şubat 2022 Boris Johnson açıklamaları) ve eski defterleri karıştırmalarına (bkz: Kraliyet ailesinin yayınladığı RTE fotoğrafı) rağmen siyasi alandaki gerileme dönemi devam edecek gibi duruyor.