Türk siyasetinde liderler, eğitimsiz halkın şifrelerini çözebilen insanlardan çıkar. Türk insanı teveccühünü ayan beyan yalan söylese de, şimdi söylediğini 15 dakika sonra yalanlasa da, saçmaladığı için diplomatik olsun ekonomik olsun krizler çıkarsa da hep bağırarak konuşan ve karşısındakiyle alay edenlerden yana gösterir, bu özellikleri sergileyenler dışındakileri lider olarak tanımlamaz. Adnan Menderes’ten Necmettin Erbakan’a, Tansu Çiller’den Turgut Özal’a, Süleyman Demirel’den Recep Tayyip Erdoğan’a bu hiç değişmemiştir.
İlhan Kesici’nin siyasi talihsizliği işte tam da bu kaynaklıdır. Kendini adlı adınca koyun olarak niteleyen ve çoban aradığını gizlemeyen bu toplumda İlhan Kesici gibi çoban köpeği rolündekiler (bu ifade son derece olumlu anlamda kullanılmıştır) ne kadar donanımlı olurlarsa olsunlar, kaybetmeye olmasa bile kazanamamaya mahkumdurlar. Bu adamlardan çok iyi ikinci adam olur, verilen görevi mükemmel yerine getirirler ama işte başındaki lider kağıttan olunca ikinci adamın niteliği çok anlamlı olmuyor (bkz: 2000 sonrası Türkiye’deki tüm siyasi partiler).
Solcu, Atatürkçü, CHP’nin nasıl olup da sol olarak tanımlandığına bir türlü anlam verememiş, dolayısıyla hayatında hiç CHP’li olmamış ama Türkiye’nin konjonktürü sonucu CHP dışında bir partiye nadiren oy vermek zorunda kalmış bir kişi olarak şunu söyleyebilirim ki İlhan Kesici 90’ların parlak siyasi isimlerinden biridir ve bu parlaklığın nedeni o dönemde liderler ile birlikte etkin ve yetkin kadroların da halkın ilgisini çekmesi ve Türk siyasetinde ender görülecek şekilde adının herhangi bir yolsuzluğa, skandala karışmamış olmasıdır. Benim açımdan bir kişinin ANAP milletvekili olması zaten o kişinin haysiyetini baştan aşağı sorgulamak için gayet geçerli bir neden olsa da günümüzde her gün türlü kanunlara alenen muhalefet eden hükümet üyelerini, yüz kızartıcı suçlar işleyip örtbas etme gereğini bile duymayan milletvekillerini gözümün önüne getirdikçe “hadi neyse” deyiverebiliyorum. Bakın 90’larda bu ülkenin başbakanı, yolsuzluktan Yüce Divan’da yargılandı. Geride bıraktığımız 20 senenin rastgele seçilen herhangi bir 6 ayında yapılan yolsuzluklardan bir tanesini yapmış olsa o Yüce Divan’a yatırır sikerlerdi adamı 90’larda.Neyse, İlhan Kesici sağcı mı sağcı, durduğu yer itibariyle hiç ilgimi çekmeyen ama gerek eğitimi gerek bürokrasi kariyeri nedeniyle hakkını teslim etmem gereken bir kişidir. Bununla birlikte bu kadar başarısız bir siyasi hayatı olup nasıl hala siyasetin içerisinde olduğu sorusunun cevabı da zengin oluşudur.
Siyaseten başarısız dedik ama bu adam 30 yıldır televizyonlara çıkıyor, adı hala adaylıklarla anılıyor, herhangi bir falsosu olmadığı için iktidar tarafından hedef alınamıyor falan filan bu adamın bu reytingi nasıl hala ayakta duruyor? Çünkü pek çok sağ seçmen 90’lardan bu adamı tanıyor ve (bakın bu şaka değil) bu adamı Karadenizli hatta Trabzonlu sanıyorlar (not: adam Sivaslı). Bakın gidin yaşı 60’ın üzerinde birine İlhan Kesici’yi tanıyor mu diye sorun, tanıyorsa “nereli” deyin Trabzonlu demezlerse Rizeli derler. Peki sebep?
Çok konuşması, zekice esprileri ama en önemlisi kayık şivesi ve kocaman burnu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olduğu dönemde Milliyet gazetesinde “İstanbul’a 3. köprüyü ben getireceğim” diyerek burnunu 3. köprü olarak karşı yakaya uzattığı bir karikatür çizilmişti, hiç unutmam. Bedri Koraman çizmiş olabilir.
CHP’deki hikaye ise başka. Aslında İlhan Kesici CHP’nin Ekmeleddin İhsanoğlu dönemindeki korkunç hatasında da ismi dönen adaylardan biriydi. Hatta hatırlarsanız cumhurbaşkanı adayının belirlenme sürecinde partinin adayı zaten İlhan Kesici’ydi; hem Muharrem İnce’yi ve dolayısıyla ulusalcıları bitirmek hem de tabanın yoğun isteği üzerine Muharrem İnce aday gösterilmiş; İlhan Kesici hayal kırıklığı ile kameralara üstü kapalı olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alan öfkeli bir demeç vermişti.
Gelelim sadede. İlhan Kesici asla ve asla aday gösterilmeyecek, ama hep ismi sıcak tutulacak. Bunu biliyoruz, yıllardır yaşıyoruz. İlhan Kesici’nin işlevi yurt dışında ve içinde bürokratik seviyede bir karşılığı olması, hala bazı mal kesimlerce Karadenizli zannedilmesi, 2012-13 bandından bu yana artık bir nefretle değil özlemle anılan 1990’ların lekesizlerinden biri olması ve karşı mahallenin seçmeniyle de seçileniyle de diyalog kurabilmesi. Lakin kendisinin Süleyman Demirel’in tedrisatından geliyor olduğunu, CHP’ye Deniz Baykal tarafından davet edildiğini, Baykal’a yapılan kumpastan sonra istifa ettiğini unutmamak lazım. Tüm bunlar üstünüzün çizilmesi için yeten de artan sebepler.Peki aday gösterilseydi ne olurdu?
Bir kere doğru kampanyayla, hile karıştırılmayan bir seçimde Erdoğan’ı geçer. Kemal Kılıçdaroğlu’ndan zaten fazla oy alır. Ekmek için Ekmeleddin yerine aday olsaydı Erdoğan’ı yenemezdi ama kesin daha fazla oy alırdı. Muharrem İnce yerine aday olsaydı aynı oyu Türkiye’yi köşe bucak gezmeden alırdı.
Ayrıca kuzu postunun altındaki kurt Ekrem İmamoğlu yerine aday olsa açıkçası daha çok sevinirim. Sonuçta bir ehveni şer seçeceğiz. O yüzden aynı son 20 yıldaki gibi Türkiye’nin aleyhine çalışacak ve popülist söylemlerle koltuğunu koruyabilecek gencecik bir diktatör adayındansa, işlerin boka sarması durumunda bir sonraki seçimde kolaylıkla yerinden indirilebilecek yaşlı bir ikinci adama oy vermeyi tercih ederim.
(ekşisözlük)