(bkz:dinle dalga geçmek ifade özgürlüğü değildir)
(bkz: Pegasus çalışanlarının saygısız paylaşımı)
(bkz: dinle dalga geçen Pegasus çalışanlarının kovulması)
Çok uzun olmuş, imkanım yoktu okuyamadım olmasın sonra. Özet geç piç diyorsanız son paragrafa bakabilirsiniz.
Bu ve benzeri konular histeri krizi gibi aniden gelir ortalığı kasıp kavurur, herkes niçin kendi tarafının söylediklerinin ifade özgürlüğü kapsamına girip niçin karşı tarafınkinin girmediğine dair kesin yargılar içeren cümleler kurar; ortaya ne dediği belli olmayan onlarca sayfa uzunluğunda bir harf bulamacı çıkar. Tüm bu karmaşayı baştan itibaren okuyanlar da sona geldiklerinde ne konunun nerede başladığını hatırlıyordur ne de bağlamını sorgulayabilecek takatleri kalır.Bu bir ifade özgürlüğü hegemonyası savaşı. İfade özgürlüğü ise kimsenin sikinde değil, herkes kendi ifadesinin mutlak kabul olması gerektiğini çünkü kendi ifadesinin aslında en doğru olduğunu, karşı tarafın rahatsızlığının ifadenin kendisinden değil ifadenin yadsınamaz bir gerçek oluşundan geldiğini, gerçekliğin karşı tarafın canını acıttığı için rahatsız ettiğini iddia ediyor. Yani “ifade özgürlüğünü ifadenin gerçekliği, doğruluğu belirliyor”; herkesin kendi gerçekliği. Ne yanından bakarsan bak sakat, sağlıksız bir anlayış. İfade özgürlüğü böyle bir şey değil.
İfade özgürlüğü bir bireyin, diğer bireylerin kişilik haklarını, canını, malını tehlikeye sokmayacakgörüş ve fikirlerini ifade ederken devlet otoritesinin * ifadeleri hakkında kendisine bir yaptırım uygulamayacağından emin olmasıdır. İnsanların ifade özgürlüğü ile en çok karıştırdığı durum, devletin ifade özgürlüğünü güvence altına alması. Bu farklı bir kavram. Devletin sizin kimseyi tehdit etmeyen ifadenizin sizin tehdit altında kalmanız ile sonuçlanması durumunda aksiyon alması, ifade özgürlüğünüzü korkmadan kullanmanızı sağlamasıdır; icabı halinde, talebinize bile gerek olmaksızın kullandığınız ifadeyi değil ifade özgürlüğünüzü kullanmanızı güvence altına almasıdır. İfadenizi özgürce dile getirmenizi engelleyen veya ifadenizi özgürce dile getirdiğiniz için sizi pişman etmek isteyenlerin ibreti alem için yedi ceddini sikmesidir. (bkz: fikrine katılmasam da söylemen için canımı veririm)
Şu ülke hakkında en nefret ettiğim şey işin bir şekilde Allah ile Atatürk, başörtüsüyle mini etek karşılaştırmasına geliyor olması; domates mi daha kırmızı, patlıcan mı daha mor veya Ferrari mi daha hızlı yoksa Everest mi daha yüksek gibi anlamsız-tanımsız bu karşılaştırmalar bu başlıkta da maşallah 3 giriden birinde kendine yer bulmuş.
Kendimi bildim bileli, tüm gerekliliklerini yerine getirmekten çok uzak olsam da içinden geldikçe kutsal kitabını okuyan bir Müslüman, her Ankara’dan geçtiğinde Anıtkabir’e uğrayan bir Atatürkçüyüm; ömrü hayatımda bu iki kavramı birbiriyle karşılaştırıp birini diğerine üstün kılmak aklımın ucundan geçmedi. İkisi arasında bir ters mıknatıslanma hiç yaşamadım, birbirleri arasında bir ilgi alaka kurmadım, kuramadım. Birine olan bağlılığım diğerine olanı hiç sorgulatmadı. Şimdi bakıyorum, “ben Atatürkçüyüm” diyen biri başka bir adamın inandığı dine sövüyor, “az bile yapıyoruz” diyor ama Atatürk’ü sevmeyen siktirsin gitsin, saygı duymayanın da anasına boydan gireyim diyor. Bir başkası cevaben “siz bizim kitabımıza sövüyorsunuz ama biz bir sünnetsiz Yahudi (!) hakkında ağzımızı açamıyoruz(!!)” yazıyor. Bir zat-ı muhterem Kadir Gecesi’nde içki içerken fotoğraf paylaşmayı “Kur’an sayfalarını yakmak, peygamberler ve diğer dini sembollerin alaycı karikatürlerini çizmek” ile bir tutuyor. Bir yazar “dinle dalga geçmek ifade özgürlüğü değildir” ifadesini savunanlara embesil piçler, geri zekalı dinciler şeklinde hitap etmeyi ifade özgürlüğü sınırları içerisinde görürken bir diğer yazar bu arkadaşa “yavuz hırsız ev sahibini kovarmış. Bu ekici pezevenk gavat orospu çocuklarının yaptığı tam olarak bu. Hem suçlu hem güçlü amınakodumun yosma köpeği seni” diyerek ifade özgürlüğü hakkını kullandığını düşünüyor. İfade özgürlüğü savunacağım derken ırkçılık, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, nefret suçu, onur şeref ve saygınlığa saldırı; ne ararsan var. TCK 125, TCK 122, TCK 216, TCK 301, 5816 sayılı kanun; hepsinin içinden geçmişler. Muhteşem bir ifade özgürlüğü ortamı. Ha kanunlarımız çok mu iyi? Hadi polyannacı olup iyi diyelim; kanunları uygulayan mı var?Polyanna’nın bile o kadar da değil amk diyeceği bu noktada tartışmanın bu sik sok formattan çıkıp eleştirinin, sorunun çözümünü ortaya koymakla yükümlü olup koymayana yönelmesi gerekiyor ama her tartışma konusunda olduğu gibi burada da o yok. Her yer savaş alanı. Peki bu ucu açık, nereye çeksen oraya gelen, bir yandan adaleti sağlamayı güçleştirip bir yandan da adli mercilere çocukça, gereksiz bir yük yükleyen kanunlar değişmemeli mi? Pek çok Batılı ülke bu işi kökünden çözmüş; tarihi, dini, milli, ruhani herkese sövebiliyorsun. Adamın burnunun dibine girip gözünün içine bakıp anasına bile sövsen hiçbir şey olmuyor. İş fiile dökülmedikçe horozlanma noktasında kaldıkça kimse müdahale etmiyor. Bizde sağa söven sağdan cevap gelse tahrik oluyor, sola söven soldan cevap gelse tahrik oluyor. Kanunlar da o gün sopa kimin elindeyse onun lehine karar veriyor. Sakız gibi uzattıktan sonra asıl konuya, yani Pegasus olayına geleyim. Adamlar içki içiyor, resmini paylaşıyor. Resmini paylaşırken “Kadir Gecesi özel” yazmış; çünkü o gece Kadir Gecesi amk. Altına bir de “Rabbim kabul etsin” yazmış; ya kendi Rabbinin kabul edeceğini umuyor, ya da Rabbine küçük bir latife yapıyor, veyahut Rabbine baş kaldırıyor; yani Rabbiyle kendi arasında bir diyaloğu paylaşıyor aslında. Adam gibi bir ülkede gidip biri bu paylaşımı yapanlara dava açsa, dava açana ceza verirler adaleti meşgul etmek gerekçesiyle. Şahsi bir hesabın görselini alıp isim-resim kapatmadan da yayınladığı için hem özel hayatın gizliliğini ihlalden hem de kişiyi hedef göstermek, güvenliğini tehlikeye atmaktan işlem yaparlar. Pegasus’un işten çıkarması da Batılı bir ülkede Pegasus’un sunduğu gerekçeyle mümkün değil. Anında işe geri alınırlar, hayvan gibi tazminat kazanırlar ama Batı’da da bu tür bir olay yaşansa yapanlar işten çıkarılır; çünkü sermaye dünyanın her yerinde sermayedir ve sermaye yavşaktır. O yüzden ya başka bir neden bulunur kovmak için, ya da sessiz sedasız karşılıklı anlaşılır belli paralar karşılığında; herkes kendi yoluna gider.
Ben de şimdi siktirolup gidiyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Edit : Devletimiz yine yanıltmadı. Türkiye’nin ifade özgürlüğü karnesindeki bir utanç vesikası daha. Yine yapması gerekenin tam tersini yapıyor; ifade özgürlüğünü kullandığı için orantısız bir tepkiyle karşılaşan mağdura karşı ifade özgürlüğüne saldıranların tarafını tutuyor.
(ekşisözlük)