Kendimi anlatmayı hiç beceremedim. Bu yüzden de başkalarının beni anladığı kadar yaşıyorum. O kadar sinir bozucu ki anlatamam. Bak, yine anlatamıyorum.
Amına kodumun yerinde tek isteğimin huzur olduğunu anlatamadım mesela. Huzur olsun diye benden istenenlerin yüzde doksanına he dedim ama karşılığında ne beklediğimi hiç anlatamadım. Mesela çok zor da olsa dediğimin siklenmemesini önemsememeyi öğrendim. Bir de dedim ki tamam lan, “Ben demiştim” de demeyeceğim. Karşılık? Karşılığında beni bir dinleyin be kardeşim. Sonra yine siklemezsiniz. Beni bir duyun.
Yalan mı söyledin? Eyvallah. Anlarsam susarım, ağzımı açmam. “Yalancısın” demem, kırıp dökmeden belli ederim. Sonuçta insanım da bir gururum var, mal olmadığım bilinsin birader. Ama bana “Yalancısın” demeyin, “O yaptın dediğini yapmadın”, “O söyledim dediğini söylemedin” demeyin da. Kışkırtmak, delirtmek istiyorsan amenna lakin ben çok çektim yalandan. Kim işin içinden çıkamadıysa inanılmayan ben oldum, aileden miras; insan seçemiyor. Ondandır işte şakacıktan da olsa “Sen öyle dedin ama hiç de öyle olmadı” dedin mi benim gözüm döner. Beni dün tanıyan adam desin ona da gözüm döner ama sesim çıkmıyor diye ciğerimin içini bilen adam böyle yaptı mı sanki götüme nişadır sürüyorlar arkadaş.
Bunu bana yapmayın.
Ben sırf huzurum bozulmasın diye yeri gelir hakkımı bile aramam, “Nalet olsun” der bırakırım. La ne yalanımı, ne itliğimi, ne puştluğumu gördünüz de nice yalancıların, nice üçkağıtçıların yüzüne söyleyemediğinizi bana söylüyorsunuz? Canımın içleri, yıllarımızı koyun koyuna geçirmişiz; neye alındığımı hâlâ nasıl bilmiyorsunuz? İnsan ailesinden, anasından babasından, bacısından, gardaşından, avradından çektiğini düşmanından çekmiyor.
Böyle anlar olmuyor mu, can-ı gönülden diyorum ki “Allah’ım, hemen şuracıkta al canımı.” Atayım kendimi sokağa, bir tır geçsin üzerimden, paramparça etsin, siksin atsın beni; cılkımı çıkarsın, viledayla suyumu çeksinler yerden anca.
Ben böyle dünyanın anasını sikeyim.
