Lezzet Dudakları VII - Eski Foça

Gevrek dediler. Boyoz dediler. Kumru dediler. "Ya siz ne diyonuz amk?" dedim. "Geliyorum oraya" dedim. "Bekle beni Foça" dedim. Bi bitmediler amk. "Eski Foça mı Yeni Foça mı" çıktı bir de. Ben ne bileyim hiçbir Foça'ya gitmedim ki ben? Bir yerin yenisi eskisi mi olur? Hayatımda İzmir'e bir kez gitmişim, onda da yağmurdan gözümü açamadım ki. Kısmet.

Bilenler bilir; ben Gebze'de yaşayan, esnaf oluşumdan mütevellit nadiren Gebze topraklarını terkeden, 100 kilometre öteye yurtdışı muamelesi yapan harronun biriyim. Daha önce bulup layıkıyla değerlendiremediğim CeHaPe zihniyetini yerinde inceleme fırsatını bu kez elimin tersiyle itmek istemedim. Eskisiyle yenisiyle Foça'da var dediler, geldim. İlk gözlemlerimi sorarsanız, Yeni Foça'da hastane kuyrukları yok, karneyle ekmek yok.

Tüm Türkiye'yi dolaşmış biri olmasam da Gebze'de yaşıyor ve İstanbul'a her istediğinde gidebilecek mesafede olmak ne demek biliyorum: Türkiye'yi tanımak demek. İzmirli gibi İzmirliyi de Bayburtlu gibi Bayburtluyu da Diyarbakırlı gibi Diyarbakırlıyı da tanıyabileceğiniz bir nokta burası. O yüzden Foça'ya gelip de "Geldim gördüm ve Türkiye'nin en mutlu insanlarının burada yaşadığını öğrendim" demek benim konumumdaki bir insan için hiç de iddialı bir sav olmaz. Bu sebepledir ki bu yazıyı kısa kesiyorum.

Buranın tadı Mardinli bir abiden alınan midye dolmayla, balık pazarındaki laz şiveli Mehmet Abi'den aldığım kalamarı Menendi'de pişirtip gün batımına karşı sevdiceğimle birlikte gömdüğüm rakıyla, Manisalı olduğunu öğrendiğim bakkala Bergama tulumundan yaptırdığım Ayvalık tostuyla, elinde radyoyla denizde yüzen yüksek ateşte pişmiş Fedon'un karada bıraktığı tezgahının kenarına 5 lira iliştirip aldığım kabak çekirdeğiyle çıkıyor. Yoksa memleketin her yeri aynı amk.