Elmalar, Armutlar, Alex ve Hagi

Sağda solda görüyorum, "Hagi vs Alex" videoları, yorumları havalarda uçuşuyor. Pozisyonları itibariyle karşılaştırma yapılamayacak, ancak Türk futboluna etkisiyle kıyaslanabilecek futbolculardır bu ikisi.

2000'li yıllarda futbol çok değişti. İngilizleri genellemenin dışında tutarsak, sadece dayanıklılığa bağlı olan futbol anlayışında stilleri birbirinden ayıran, tekniğe dayalı bir oyun mu yoksa hıza dayalı bir oyun mu oynanacağıydı. Bilemiyorum, belki de futbol ortaya çıktığı günden beri İngilizler güç ve hız üzerine yoğunlaşmış bir top oynuyorlar ama Avrupa'da bu değişiyor. Tamamen dayanıklılığa bağlı bir Orta Avrupa topu var ortada, tekniğe dayalı Fransız ve İspanyol futbolu var. Keza İtalyanlar da güç ve dayanıklılık üzerine oynuyordu. Şimdiyse artık daha çok pozisyonlar gördüğümüz, daha heyecanlı maçlar izliyoruz bir süredir. Artık güç, hız ve teknik sahadaki takımın oyuncuları arasında paylaştırılıyor. Bunun nedeni de eskiden orta sahaların orta saha, forvetlerin forvet, defansların da defans olması; şimdiyse forvetlerin orta sahalara destek veren hazırlayıcılar, defansların atağa katılabilen sürpriz hücumcular, orta sahaların da golcü olduğu karmaşık bir sistemin oluşmuş olması. Geç yaşında Galatasaray'a gelen Hagi, eski tip hücumcu orta saha oyuncularının son örneklerinden biriydi. Eski CM'ciler bilir; Hagi bir AMC'ydi ve hiçbir zaman FC oynamadı. Hagi gole yakın bir oyuncu değildi; Galatasaray'da bu kadar golleriyle bilinir hale gelmesi Türkiye Ligi'nin durumundan ötürüydü. Kaliteli oyuncular için Romanya ve Türkiye liginde bolca gol atmak o zamanlar sorun değildi diye düşünüyor insan. Hagi gibi oyuncular artık "MC" olarak nitelendiriliyor. AMC denen şey ise yarı forvet, yarı orta saha bir şey.

Alex Fenerbahçe'ye geldiğinde kendisini sadece Brezilya Milli Takımı'nda birkaç kez görmüştüm ve "Vay amk, Brezilya'nın orta sahasında oynamış adam aldı lan Fener, hem de gencecik" demiştim. İlk sezonlarda beğenmedim adamı; 10 numara giyiyordu ve leblebi gibi gol atıyordu ama sanki adam kapasitesinin yüzde otuzunu falan kullanıyordu. Hele ilk sezonunda öyle maçları vardı ki, sanki bütün maç yatıyordu, ondan sonra skor hâlâ Fenerbahçe lehine değilse son dakikalarda "Ben bir şey yapmazsam bunların bir şey yapacağı yok" deyip 1-2 gol veya asist yapıp kazandırıyordu maçı. Galatasaraylı biri olarak Real'de, Barça'da oynamış bir Hagi'nin Galatasaray'da rakipten top kapmak için götünü yırtması geliyordu gözümün önüne ve "Yazıklar olsun" diyordum açıkçası. Hatta Fenerbahçe'de ortalığın .mına koyup da neden milli takıma çağırılmadığını sorduklarında Parreira'ya, tam da aklımdaki cevabı vermişti adam: "Mücadele etmeyen, ikili mücadeleden kaçan oyuncuları takımımda görmek istemiyorum." (2005 yılıydı sanırım.)

Aslında yetenek manasında Alex ile Hagi arasında çok büyük farklar var, Alex'in kıvraklığı über seviyede. Bilemiyorum, belki de Brezilyalıların ortak özelliğidir ama Alex'te de Hagi'nin hırsından eser yok. Hagi'nin de 90 dakika oynadığı maçlara bakarsak Alex'e oranla daha fazla olduğunu görürüz. Hagi de ilk yarı it gibi oynar, ikinci yarı 35 dakika ortalıktan kaybolur, son 10 dakika sanki maça yeni girmiş gibi oynardı. Velhasıl, kendisini idareli kullanmayı biliyordu 33-34 yaşındaki Hagi. Hagi'nin bir meziyeti de tribünü ve takımı gazlamasıydı aynı zamanda. Sanki adam Real'de, Barça'da hiç oynamamış gibi, sanki hayatında hiç maç kazanmamış gibi sevinirdi her golde. Dokunulduğunda yıkılmazdı, üstüne basarlardı; ayakta kalabildiği sürece topa giderdi. Boku çıktığında da gider patlatırdı bir tane, yerdi kırmızısını. "Öl" dese ölürdü taraftar bu yüzden.

Alex ile Hagi arasındaki fark, Hagi'nin eski tip bir AMC, Alex'in de eski tip FC, yeni tip AMC olmasından; Alex'in "forvet arkası", Hagi'nin "orta saha önü" olmasından daha değişik bir farktı her zaman: takımına katkısı. Hagi geldikten sonra Tugay oyunu durdurmadan top oynamayı, Suat hızlı pas yapmayı, Okan, Hakan Ünsal, Ergün orta yapmayı öğrendi; Hakan Şükür adam geçmeyi. Emre Belözoğlu çıktı ortaya ki hâlâ ara sıra da olsa bazı hareketleri andırıyor Hagi'yi; şut seçimlerini kullandığı yerler, hakemi baskı altına alma biçimi (tabii ki bu kısmı Hagi'den bile daha çirkin yapıyor). Alex gibi yetenekli birinin de bir Türk futbolcusunun gelişimine katkıda bulunmasını isterdim, çünkü gerçekten ortalığın .mına koyardı Alex'i örnek alabilen bir futbolcu ama ne Alex'in böyle bir niyeti ve meziyeti vardı, ne de Fenerbahçe böyle bir amaçla kolları sıvadı.

Hagi'yle Galatasaray'ın tüm oyuncuları futbolu canla başla oynamayı öğrendi, herkes kendi kimliğini buldu. Bu yüzden Hagi'nin oynamadığı maçlarda Galatasaray gücünden bir şey kaybetmedi, Hagi varmış gibi oyunu o yönetiyormuş gibi oynadı. Hagi, Galatasaray'a yeni bir mentalite getirdi. Bugün hâlâ Fenerbahçe Alexsiz sahaya çıktığında güçlü bir Anadolu takımı gibi oynayabiliyor ancak. İkisinin arasındaki fark bu aslında; Hagi ile istatistikî olarak Alex'i karşılaştırmak hem teknik bir hata hem de izansızlık olur. Orta sahasının önünde Hagi'nin, ikinci forvet olarak da Alex'in oynadığı bir takım düşünüyorum da, değil Türkiye'nin, Avrupa'nın anasını s.kerdi.

(ekşisözlük)