hayatınıza dingonun ahırı gibi bir girer bir çıkar senelerce hiç özel bir hatıra bırakmadan, muhabbetleri dışında. derdi olur anlatır, derdi olmaz yine dert anlatır. dnlemez, hele dert hiç dinlemez. hayatına bir erkek girer, kimseye sıkıntınızı anlatamazsınız; etrafınızdakiler bir derdiniz olduğunu anlar saldırganlığınızdan. size gelir yine arası bozulduğunda derdini anlatmak için. dediklerinizi dinler, uygular. mutlu olur. sonra eski, normal haline gelir ruh hali. bir dahaki derdine kadar göremezsiniz...
tekrar problem, bu defa birkaçı birlikte; kötü bir ilişki, tatmin etmeyen bir iş, aileyle bozuk diyalog... tekrar atlar kollarınıza, zihninizin denizine bırakır kendisini "sen bunu halledeceksin, ben artık yapamıyorum" der, yılda birkaç dakikalık sahipleniciliğinize güvenerek; o kadarını bile görmemiştir çünkü, kimse de kimseye göstermez zaten. tüm hayat tecrübelerinizi ve olasılık hesaplamalarınızı seferber edersiniz, 24 saatinizin 48ini ona ayırır başka birşey düşünemez olursunuz. gördüğü ilginin onu boğmasından korkar, arada uzaklaşırsınız. aramazsınız, bıktırmamak adına kendniziden. beklediğinizden daha sık aradığını gördüğünüzde dünyalar sizin olur, reddedilişinizle biten kabuslarınızın yerini el ele dolaşma hayalleri alır. güzel sözler duymaya başlarsınız, özel birkaç yoklama cümlesi; ama hepsi de emin olamayacağınız kadar silik belirtiler içerir. aynı şekilde cevap vermeye çalışırken dayanamaz dozu biraz artırırsınız, korku belirir karşı tarafta. artık sıcak cümleler, sevimli göndermeler içermez diyaloglar. işler bir anda normale döner. içiniz içinizi yemeye başlar "acaba en baştan yanlış bi hisse mi kapılmışım, belki de hiç pas vermemişti" düşüncesi uyutmaz. kendinize olan güvenden eser kalmamıştır artık. başka insanlar girmeye çalışır hayatınıza, köşe bucak kaçarsınız o insanlardan, sonra bir de yalnızım dersiniz utanmadan. 1000 kişiyle birlikte de olsanız aynı anda, "o" olmadığı sürece yalnızsınızdır. "o"nunla birlikteyken de yalnız olduğunuz gerçeğini ise asla göremezsiniz.
kumuyebo

